Eski Türk Yasasından bir- iki madde:

1- Türk’ten köle olmaz.

2- İki Türk, tek düşmana saldırmaz.

3- Atlı bir Türk, yaya düşmana saldırmaz.

4- Yalan söylemek yasaktır.

5- Aman diyene el kaldırılmaz.

6- Kadın ve çocuğa vurulmaz, esir edilmez.

7- Bunlara riayetsizliğin cezası ölümdür.



Bu mertlikle yoğrulmuş Türkler, İslamiyeti bir zırh olarak ruhlarına giydiler…

Bu temel üzerine Hak'kın emirlerini yapan, yasaklarından kaçan kim ise ona milliyetçi denir...

Bu haslet zamanla bir çok sebeplerden dolayı aşındı adeta kayboldu…

Şimdi bu sözleri unutun ve dinleyin...

İnsan karakterini yapan ve koruyan amellerin başında hatıralar gelir.

Ve yine ruhu dokuyan bilgiler değil, hatıralardır. Bilgiler çabuk aşınır, eskir, değişir. Hatıralar eskidikçe kıymetlenir, güzelleşir, emsalsiz olur.

Hatıralar olmasa insanlar yaşayamaz.

Hatıralar bazen teselli, bazen kuvvet, bazen ızdırap kaynağı olur. Ne türlü hatıra olursa olsun onları hırpalamayın, zedelemeyin...

Zaman geçtikçe acı hatıralar tatlılaşır, ızdıraplı hatıralar teselli menbaı olur. Fena hatıralar insana yol gösterir. Çirkin hatıralar güzelleşir...

Acılı, dertli, ızdıraplı hatıralardan zaman geçtikçe güzel şeyler çıkarmağa çalışmalıdır...

Tarih, milletlerin hatıra külliyatıdır.

Hatıralar; bazen resimlerde,

Bazen yazılarda,

Bazen kitaplarda,

Bazen taşlarda,

Bazen nebatlarda,

Bazen çiçeklerde,

Bazen mezarlarda,

Bazen köylerde, şehirlerde, evlerde,

Bazen evlatdan evlada, dostdan dosta,

Dillerden dillere intikal eder,

Bazen türkülerde, şarkılarda devam eder.

Milletlerin hatıraları müzelerde, binalarda, eserlerde, çeşmelerde, geleneklerde, yemeklerde devam eder.

Hayatı devam ettiren hatıralardır.

Milletleri ayakta tutan bütün hatıralardır.

Yaşamak ve hayat mücadelesi bir şaka gibidir.

Ciddiye alırsan, kendi kendini yersin. Bu vaziyette insanı yaşatan yine hatıralardır.

Bir şairimiz Şöyle söylemiş:

Dağlarda gezerken bana bir çeşme göründü.

Vaktiyle geçen bir mayısın hatırasından.

Bir damla su içtim bu kırık çeşme tasından.

Lakin bürümüş menbaın etrafını funda.

Artık ne sedasında o tad var, ne suyunda...



Parmağında basit bir yüzük vardı.

Sordular nedir bu?

Anamdan hatıra...

Yüzünde bir yara izi vardı. Sordular nedir bu?

Harpte aldım...

Ağlıyordu sordular, niçin ağlıyorsun?

Söylenecek şey değil, ben de bilmiyorum.

Bazı hatıralar vardır; Gönlünde kalır, dışarı çıkmaz.

Bilinmez gözyaşı halinde çıkar ortaya. Ağlayan da bilmez onu...

Unutulan, hatırlanamayan hatıralardır bunlar...

Bazen söylenemeyen hatıralar vardır.

Onlar, sessiz gözden gelen incileşmiş gözyaşlarında gizlidir.

O an, insanın en güzel görünüş halidir. Çirkin gördüğün bile o anda güzelleşir... İnsanlarda ortak zevkler vardır. Birbirleri ile paylaşırlar. Yine ortak hatıralar vardır. El ile tutulur. Göz ile görulür. Hafızada kalan ses, söz halinde hatıralar vardır. Bütün bunlar bazen silinir. Fakat bazıları güzelliklerini, bazılalarında nefretlerini muhafaza ederler...

Atatürk'ün (Ne Mutlu Türk'üm Diyene) sözü...

Bu Türk olmak kolay değildir. Öyle olana ne mutlu demektir.

Bu laf kendimizi övmek değildir. Öyle olabilen Türk'e ne mutlu demektir.

Bu kelimede büyük bir "Haslet" gizlidir. Bu haslette dedelerimizin asaleti, fazileti , doğruluğu, ahlâkı, kahramanlığı, efendiliği gizlidir.

Bu hasletler kayboluyor. Onunla olan Türk'e ne mutlu. Onu kıskanıyonım demektir. Bundan dolayı Atatürk Türklerin bulunduğu ülkeye "TÜRKİYE" ismini vermiştir.

Bir tehlikeye düşersen:

"Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur" Demesi:

Dedelerden gelen bu görünmez asaletinde gizlidir...

"Burada kan grubunu düşünme..."

O asaleti kıışaktan kuşağa devam ettirenlerden ol.

O zaman sana ne mutlu. Yani düşün...

Atatürk'ün dediği milliyetçilik işte budur.

Atatürk ilkeleri diye söylediğimiz ne ise onlar formüle edileınez.

Milliyetçilik: İçinde asalet, gelenek, ahlak, fazileti kaybetmeden birlikte çağdaşlaşnıa ideolojisi. İşte Atatürk'ün haykırdığı bu...

Atatürk'çülük tarif edilemez. Edilirse şöyle edilir:

Devlet yasalarına uyan, okuyan, daimi öğrenmek çabası içinde dürüst terbiyeli vatandaş demektir.

Atatürk bir ufuktur.

Atatürk halk ile arasına hiç bir duvar koymamıştır.

Milli duygularını asaletini kaybetmeden, zedelemeden ilim ışığı altında her güzele her medeni denilen şeye doğru yorulmadan, bıkmadan koşmak, varmak, erişmek...

İşte Atatürk ilkesi budur.

Şimdi bin sene evveline gidelim:

Bir Türk yiğidi, yiğit bir Çinli ile savaşıyordu. Kan ter içinde kalmışlar.

Çinli yerde, Türk ayakta...

Türk yiğidi, Çinli'ye:

"Çok kahramansın, mahir bir savaşcısın, güzel dövüştün cesursun. Yaralarını sarayım" dedi. Sardı. Su içirdi. Selam vererek atına binerken:

"Arkadaş tam yiğit, tam kahraman, tam insansın... Yanlız bir şeyin eksik" dedi.

Kahraman Çinli hafif tebessüm ederek baktı. "Nedir o söyler" gibi...

"Bir daha dünyaya gelmek mümkün olursa" sustu atını sürdü, başını geri çevirerek haykırdı:

"Dünyaya Türk olarak gel!" dedi.

Çinli yiğit: Son nefesini vermek üzere idi, dudaklarında şunu mırıldandı son kelime olarak:

"Ne mutlu bu yiğide" dedi ve gözlerini kapadı.

O Türk yiğidinin; asaleti, cesareti, kahramanlığı,doğruluğu, dağlardan, ovalardan, göllerden, denizlerden, sellerden, savaş meydanlarından geçerek

Atatürk'ün ağzında tecelli etti:

"NE MUTLU TÜRK'ÜM DİYENE!"

Atatürk'ün bu sözünü levhalara değil, gönlüne kaz.



Dr. Münir DERMAN

19.1.1985