HHportal Reklam Vermek İçin: admin@hhportal.com

Etiketlenen üyelerin listesi

+ Yeni Konu aç
Sayfa 1/2 12 SonSon
18 sonuçtan 1 ile 15 arası

Konu: Giresun " Sis Dağı "

  1. #1
    Altın Üye
    Üyelik tarihi
    18.06.2005
    Yer
    an insatiable prsn from hell
    Mesajlar
    23.254
    Konular
    3261

    Lightbulb Giresun " Sis Dağı "

    Bulutların altında en uzun horon ve 180 yıldır kutlanan şölen...Odcu Haftası Şenlikleri, Sis Dağı Yaylası'nın en çılgın zamanı. Kesin bir tarihi yok. Temmuz ayının dördüncü cumartesi günü, ayın kaçıncı gününe geliyorsa o zaman yapılıyor ve 180 yıldır kutlanmasına rağmen kimselere duyurulmuyor. Sadece o bölgenin insanları bilir zamanını ve her yıl o insanlar, o cumartesi günü orada olurlar.

    Belli belirsiz sorular var çocuk yüreğimde. Sabah yaylaya çıkılacak ve ben on yaşındayım. Yayla neresi, oraya nasıl gidilecek hiçbir fikrim yok. Sadece durmuş, ortalıktaki telaşı izliyorum. Babaannem her zamanki otoriter tavrıyla etrafa emirler yağdırıyor. Yayla onun hayatındaki en önemli ve asla vazgeçemeyeceği kavram. O, benim de yaylaya çıkmam yönünde kararını vermiş. Yüzüm solgun, zayıfım; yaylada yüzüm kızaracak, kilo alacak ve serpileceğim. Babama söylediği sözler bunlar.
    Babamın ona diyeceği bir şey yoktu, çünkü babaannem, Kurtuluş Savaşı'nda düşmana karşı direniş gösteren 'çete' reislerinden Topal Osman Ağa'nın sağ kolu 'Deli Bilal'in kızıydı. Yirminci yüzyıl başlarında, Rus işgalinde en büyük kavgayı veren çete reislerinden biri 'Deli Bilal'in kızı başka türlü olamazdı. Onun, büyükbabam Mehmet Somuncuoğlu'ndan başka kimseden korktuğuna, çekindiğine tanık değildim. O, 'Bilal Kızı Fadime'ydi ve onun 'olur' dediği, olurdu!



    'Çise geldi' ve 'Duman geldi' yayla insanlarının en çok kullandığı
    deyişlerden ikisi. Çisede ve sis anlamında kullanılan dumanda yürümenin,
    yüzü gerip cilde iyi geldiğine ve insanı gençleştirdiğine inanılıyor. Karadeniz sahillerine
    çok uzak olmadığı için genellikle sis altında kalan yayla insanları birbirlerini,
    ya kahvelerde ya da cuma namazlarında görüyorlar.

    Bir sabah alacakaranlıkla yola düştük. Ben Bursa'da büyümüştüm ve yaylayla ilk defa tanışacaktım. Neler olacağını kavrayamıyor, yürüyordum. Etraftan yeni kafileler bize katılıyordu. Göçü yönetenlerin sert bağırışları arasında, ineklerimiz yanımızda tırmanıyorduk. Benim de yürütmek zorunda olduğum bir inek vardı. Çok sonra anladım ama o inekle birlikte bana da bir sorumluluk verilmişti. Yoruluyordum ama bir şey diyemiyordum. Kimse yorulduğunu söylemiyordu çünkü o gün yaylaya varılacaktı.
    Aradan geçen onca yıla rağmen o göç aklımda yer edecek ve onu yaşarken asla sevmemekle birlikte, beni hep kendine çekecekti. Son yıllarda, Karadeniz vardı gönlümde; Giresun'un Sis Dağı'nda yaşanan, yurdun dört bir yanından, binlerce insanın akın akın geldiği bir şenlik vardı. Dağdaki 'Odcu Haftası Şenlikleri'ne yetişmek için geceyi yırtarak yol alıyordum. Yıllar önce 'Odcu Haftası'na gidecek miyiz' diye soran kızına cevap veren bir annenin şiveli sözleri çınlıyordu kulaklarımda: 'Gitcek. Gitcek. Küccük kazanı satcak yine gitcek.'
    Karadeniz sahillerinde, Sakarya'nın Karasu ilçesinden tutun da, Artvin'e kadar yaylaların şenliği vardır. Bu şenlik Artvin üzerinden kıvrılıp Kars'a kadar devam eder. Her bir yaylanın kendine has dokusu, iklimi, otu, çiçeği ve insanı vardır. Hepsine yayla deyip geçenler birkaç gün orada yaşayınca anlarlar aralarındaki farkı. Yayladan yaylaya ineklerin kafalarına takılan süslü örmeler, keçilerin çanları, yayla evlerinin mimarileri değişir. Çalınan kemençe havalarıyla da birbirinden ayrılır yaylalar, 'Akçaabat Havası', 'Maçka Havası', 'Sis Dağı Havası' diye. Trabzon'dan öteye, Rize ve Artvin'e geçince ise kemençenin yerini tulum alır.



    Karadeniz Bölgesi'ndeki şenliklerin hemen hepsinde horon
    ekipleri var. Bunların arasında çok beğeni toplayanlardan biri
    Akçaabat Horon Ekibi, Giresun'un Çanakçı ilçesine bağlı Kuşköy'de
    yapılan 'Kuşdili' şenliklerine sürekli katılıyor.


    Sis Dağı'nın hafızası onlar: Yaşananları bilir, yıllar geçse de
    unutmazlar. Sis Dağı'nda yaz kış yaşayan Hasan Demirbaş ve eşi
    Zeynep Ana yaylanın elli yıllık tarihini beraber saklıyorlar.

    Yaylacılık, her türlü gelenek ve göreneğiyle, Türklerin Orta Asya'dan getirdiği bir yaşam biçimi. Bir zamanlar, yaylalara çıkmak yaşamı sürdürmenin gereğiydi ve o günler bugünlerden çok uzak değil. Zaman içinde yaylacılık eski büyüsünü, yaşamsal işlevlerini kaybetmiş olsa da, geçmişte yaylalara saatlerce yürüyerek çıkan insanlar, şimdi kırklı yaşlarının üzerindeler. Birçoğu henüz daha o günlerin büyüsünü unutmuş değil.
    Odcu Haftası Şenlikleri, Sis Dağı Yaylası'nın en çılgın zamanı. Kesin bir tarihi yok. Temmuz ayının dördüncü cumartesi günü, ayın kaçıncı gününe geliyorsa o zaman yapılıyor ve 180 yıldır kutlanmasına rağmen kimselere duyurulmuyor. Sadece o bölgenin insanları bilir zamanını ve her yıl o insanlar, o cumartesi günü orada olurlar.
    Karadeniz malum, coğrafyanın şartlarından dolayı yerleşim yerleri birbirine uzak. Gençlerin birbirlerini görmeleri, tanımaları zor. Fakat görüşmeleri, gönüllerine ateş düşürerek, nesillerini devam ettirmeleri lazım.
    Od, eski Türkçede ateş demektir ve hikâye işte budur. Odcu Haftası gönüllerin ateşlendiği haftadır.
    Böyle bir ihtiyaçtan doğan hafta, zaman içinde bu özelliğini yitirip artık başka özellik kazanmış. Şimdi bir şenlik haftası.
    Sis Dağı'nda bu yıl düzenlenen şölen de çok görkemliydi. Eski geleneklere uygun olarak, büyük toplanma yerine doğru gelen obalar kemençe eşliğinde buluşup, sabah başlayan horona katıldılar. Binlerce insan horon tepiyordu. Böylesine bir manzara dünyanın az yerinde görülür diye düşündüm. Kemençelerin, davul ve zurnaların sesi her yerden duyuluyordu. Aynı anda yere vuran binlerce ayağın, yeri sarstığını hissediyordum.



    Sis Dağı Yaylası, iki ilin sınırında yer aldığı için, ikisinden de
    göç alıyor. Yaklaşık 250 haneli Eynesil Obası yavaş yavaş betonarme
    evlerle dolmuş. Geleneksel yayla evleri artık yok denecek kadar az.

    Belli bir saatten sonra horondaki insan sayısı azalmaya başladı ve satıcılara gün doğdu. Horondan çıkanlar küçük ya da büyük birkaç hediye alıyordu.
    Sis Dağı'nın Pazarlık Tepesi'ne gelen araçların plakalarında bütün illerin numaralarını görüyorum. Tepeye yayılan binlerce araç her yeri kaplamış. Bir dönem yolu bile olmayan Doğu Karadeniz Dağları'nın bu tepesi işgal altında. Geçmişte her yere yayılmış sarı zambaklardan bu yıl sadece bir tane görebildim. Gerisi çoktan yok olmuş.
    Alışverişini bitirenler obalarının ya da sahildeki evlerinin yolunu tutuyorlar. Dönüş yolunda yoğun bir araç trafiği var, Pazarlık Tepesi'nden inmek bile saatler sürüyor. En rahat olanlar ise yaylacılar. Kısa sürede yayladaki evlerine ulaşıyorlar. Fakat evlerde de bir telaş var. O gün, şölen günü ve yakılan ateşte etler pişiriliyor.
    Yaylanın meydanı sayılacak yerde iki kahve var. Biri yeni, betonarme, diğeri ise en az elli yıllık geçmişi olan ve yayla hatıralarının biriktiği, yaşandığı, yaşatıldığı Osman Emmi'nin kahvesi.
    Kahve, bir zamanlar Kurtuluş Savaşı'nın gazilerinin kendi anılarını anlattığı yerdi. Sakarya, Dumlupınar, İnönü Savaşları'nı, Büyük Taarruz'u, Atatürk'ü görmüş gaziler ilk göçle yaylaya çıkarlar ve son göçe kadar yaylada kalırlardı. Çocukluğumda onların dizinin dibine oturur, söylediklerini aklıma kazımaya çalışırdım. Savaşlarda neler yaşadıklarını, cumhuriyeti nasıl kurduklarını anlatırlardı. Vakit gelince namaza giderler, namazdan çıkınca çaylarını içerek kaldıkları yerden anlatmaya devam ederlerdi. O yıllar, Sis Dağı'nın belki de son masal zamanlarıydı.



    Tezgâhta sıkı dokunan dırmaç, Karadeniz kadını için
    çok önemli. Çocuğunu da onunla sırtına sarıyor, dağdan topladığı
    odunu da. İleri yaşına rağmen, tezgâhında dırmaç dokumaya devam
    eden Havva Ana, dokuduklarını ya komşularına veriyor
    ya da kendi kullanıyor.


    Giresun ve Trabzon illerinin sınırları içinde kalan Sis Dağı'nda
    her ilin giysileri ve onların taşıdığı anlamlar farklı. Nereden gelirlerse
    gelsinler genç kızlar yaylada yöresel kıyafetlerini giyiyorlar. Öyle ki,
    Almanya'dan gelen bir gurbetçi kızı bile yaylada
    herkesle aynı kıyafetleri giyiyor.

    Yaylada Osman Emmi yoktu artık. Gaziler çoktan göçüp gitmişlerdi. Kahve aynı kahveydi ama insanlar başkaydı.
    Biz ailecek yaylacıyız. Amcam Coşkun Somuncuoğlu'na Sis Dağı'nı soruyorum. 'Sis Dağı'nın adı, vakitli vakitsiz yaylanın üzerine çöken sisten gelir' diyor. 'Bazen dumanla çise de olur, bunun altında yürümenin tadına doyum olmaz. Birkaç metre ötesi bile görülmez olur bazen. Bu aslında yürüyüşlere farklı bir güzellik ve gizem katar. Bu çise değdiği yeri hissedilecek kadar gerer, doğal bir güzellik katar insanın yüzüne, bütün kırışıklıkları yok eder. Yayla insanlarının yüzünde kırışıklar olmaz.'
    Diğer amcam Hasan Somuncuoğlu, geçmişi anlatarak devam ediyor söze: 'Göç hazırlıkları günler öncesinde başlardı. Yatak denkleri hazırlanır, yiyecekler çuvallara konur, yükü taşıyacak atlar kiralanırdı.
    Göç günü sabah güneşi ile atları yükler, yola düzülürdük. Dört saatlik bir yürüyüşle 'Molla Halil Suyu'na gelindiğinde ilk molamızı verirdik. Moladan sonra 'Armutlualan', 'Kabalak', 'Alçakçeşme' geçilir ve 'İnişdibi'ne varırdık. Bu aynı zamanda öğle molası demekti. Bundan sonra göçün en zor kısmı başlardı. Çünkü meşhur 'İnişdibi Yokuşu' tırmanılırdı. Yolun bu kısmı hepimiz için çok yorucu olurdu. İnişdibi Yokuşu'ndan sonra varılan ilk su kaynağında terli terli içilen su, yorgun vücutlarda şok etkisi yapardı. 'Sancılı Su' adını yıllar sonra çözdüm. Bence böyle denmesinin sebebi terli olarak içilen buz gibi suyuydu.
    'Yaylaya vardığımızda yükler atlardan indirilir, ev temizlenir, yataklar tahta döşemeler üzerine serilirdi. Yatakların döşek kısmı ottan olurdu. Eğer yeterli yatak yoksa, yaylaya ulaşmamızın ikinci gününde ormana giderek çam pürleri keser ve bunları şilteye doldurarak yeni yataklar yapardık. 'Pür döşeği' dediğimiz bu yatakta uyumanın tadını hâlâ unutmuş değilim. 'Pür döşeği' doğanın bütün güzel kokularını taşırdı sanki.'
    Yayladaki değişime karşı hafif bir sitemde de bulunuyor amcam: 'Yaylada zamanın nasıl geçtiğini bilmezdik. Yayla çocuklar için sınırsız özgürlük demekti. Hiç bitmeyen oyunlarımız vardı, 'çimen döğüşü', 'tahta arabayla sıyma', 'sakıza gitme', 'tezek döğüşü' gibi. Sanırım artık bu oyunlar, yaylada unutuldu. Yaylaya elektrik ve televizyon girdi çünkü. Şimdiki çocuklar maytap atıyor, torpil patlatıyor.'
    Çocukluğumdan hatırlıyorum. Geçmişte büyüklerin farklı eğlenceleri vardı yaylada. Osman Emmi'nin kahvesinde ocakbaşı sohbetleri olurken, Dedenin Kahvesi'nde kâğıt oyunları oynanırdı. Hemen her gün ikindi vaktinde, Dedenin Kahvesi'nin arkasında, Mektep Yolu denilen mevkide küçük cep aynalarına nişan atışları yapılırdı. Atışlarda Mazino Dayı, Parabellum marka silahıyla birinciliği kimseye kaptırmazken, çarşamba günleri Gıdal Hasan ve Aşamoğlu Ahmet dayılar koyun keserlerdi. Çünkü perşembe ve cuma günleri yaylaya 'otçu' gelirdi. Bu, yılda bir kere yapılan 'Odcu Haftası' ile karıştırılmasın. 'Otçu gelme', aşağıdan bir grup insanın bir araya gelerek, yaylaya çıkmasının adıdır. Bu grup çoğu zaman kemençe eşliğinde horon teperek ve yayla havaları söyleyerek yayalaya doğru yola çıkardı. Silah atma bu küçük şenliğin bir süsüydü. Biz obanın çocukları, her perşembe günü boş kovan toplamak ve otçuyu karşılamak için dağın eteklerindeki 'Erkek Suyu'na kadar yollara düşerdik.
    Otçuların yaylaya varıp obadakilerle buluşması ayrı bir şenlik olur, naralar daha gür atılırdı. Kemençe daha kıvrak çalar, silahlar hiç susmazdı. Böylece perşembe ve cuma günleri şenlik içinde geçerdi.
    Yaylada bütün bir yazı böyle geçirirdik. Vakitler ekim ayına geldiğinde, çiğdemler, diğer ismiyle 'var git çiçekleri', bembeyaz açtığında artık yayladan göçme zamanı gelirdi. Bunu buruk ve hüzünlü bir sevinçle yaşardık. Dönüş hazırlıkları başlar, kazanlarla sütlaç yapılırdı. Yine sabah gündoğumuyla yollara düşülür ve göç aynı yerlerde mola vererek aşağıya inerdi.

    Sis Dağı'nda bazı şeyler değişmiş ama yöre insanı için hâlâ değerli bir yer. Yürüyüş için zengin bir yayla. Gönlün istediği yer ve yön, bir yürüyüş güzergâhı. Ne tarafa doğru giderseniz gidin yaylanın güzelliğini yaşıyorsunuz. Dağın batısındaki Deliçoban Kanyonu'na yürüdük. Zaman zaman 70 dereceye ulaşan eğimle dört beş saat yürüdükten sonra doğal maden sularının kaynadığı bir vadiye vardık. Vadide başımızın üzerini kaplayan gürgen ağaçları vardı.
    Yaylanın her mevsiminde açan çiçekleri farklı. Kar kalktığında nisan güneşiyle birlikte açan çiçekler yerini mayıs başı çiçeklerine bırakıyor, haziranda ise sarı ve mor ana renk olmak üzere türlü türlü ormangülleri açıyor. Her ormangülünün yöresel ismi var. Sarı açanına 'zifin', mor açanına 'komar' deniyor. Çiçeklerin renkli dünyası hemen hemen kasım başında ilk karlar düşene kadar devam ediyor.
    Göçler eski yıllardaki gibi değil. Bazı yaylacılar hayvanlarını ve eşyalarını kamyonlara yüklerken bazıları da yayan iniyor 'cenük'e. Cenük aşağıların adıdır Karadeniz'de; sahillerin adı.
    Geçtiğimiz kış Sis Dağı'na Trabzon'un Beşikdüzü, Şalpazarı, Geyikli ilçelerini izleyerek çıkarken Geyikli'yi geçince çam dallarına yığılan bembeyaz kar, ayrı bir güzellikti. Sis Dağı Yaylası'na doğru devam ettikçe her taraf bembeyaz oldu. Yayla kendi kimsesizliği içinde bembeyaz bir sessizliği yaşıyordu. Yayladan dönerken Ören köyü yolundan sahile doğru indikçe beyazlık azaldı. Gürgenlik mevkiinde sonbaharın sararmışlığını selamlayan ulu gürgenler ayrı bir güzelliği yaşatıyordu bakan gözlere. Sahile dönerken bu yolu kullanmamın nedeni, yolun sürekli iniş olması ve muhteşem manzaraydı. Sis Dağı'ndan Eynesil'e yaklaşık iki saat süren yolculuk başka bir keyif olmuştu.

    Sis Dağı geniş bir bölgenin ismi. Dağın öteki yanında, yani güney yüzünde, Giresun'un Çanakçı ilçesine bağlı Kuşköy'de 'Kuşdili Şenlikleri' yapılıyor. Alan kalabalık. Sis Dağı yöresinde çobanların kendi aralarında yüzyıllar boyunca geliştirdikleri 'ıslık dili'ni bütün dünyaya tanıtmak amacıyla yapılıyor bu şenlik. Amcam İbrahim, Bekçi Hasan ile ıslıklaşır dururdu ben çocukken. Şimdi anlıyorum sebebini. Sohbet ederlermiş. Bu ıslık işi babam Ali Somuncuoğlu'nda da had safhada. Belki onda da Sis Dağı Yaylası'ndan kalmıştır diye düşündüm. Zaman zaman anlatırdı. Gençlik yıllarında Sis Dağı'nda katırcılık yapar, yük taşırmış. Islık dili, coğrafyanın doğurduğu bir iletişim biçimi ve günümüzde halen kullanılıyor.
    Şenlik alanındaki bir kadının ıslığıyla beraber bir ıslık korosu başlıyor adeta. Her yandan ıslıklar yükseliyor. 1998 yılından itibaren Çanakçı Kaymakamlığı bu dili 'Kuşdili Şenlikleri' ile duyurmaya çalışıyor.
    Şenlikte yapılan yarışmalarda Karadeniz insanının espri dolu dünyasına da tanık oluyorum. Aşağıdaki düzlükte yapılan şenlikte bir grup yarışmacı karşı dağın yamacındaki kişiye 'horon oyna' dediğinde karşıdaki başlıyor horona.
    Çocuklar, erkekler ve kadınlar arasında üç kategoride ıslık dili yarışması düzenliyorlar. Üç kişi tören alanında, üç kişi de yaklaşık bir kilometre uzaklıkta, birbirlerine üçer soru soruyorlar. Sorular sonunda en doğru anlaşan grup büyük armağanı kazanıyor.
    İlginç, ilginç olduğu kadar güzeldi de Sis Dağı'nın güney yüzü. Yıllar yılı yükseklerden seyrettiğim yerlere inmiştim. Şenlikten sonra dere boyunca yukarılara doğru devam ettim. Sis Dağı'ndan şelale oluşturarak inen dere, Görele Deresi ile buluşuyordu. Fırat Nehri'nin deli vadileri kadar çarpıcı olmasa da, burada da vahşi bir güzellik var. Köylere baktıkça, ıslıkla haberleşmenin gelişmemesi mümkün değil diye düşünmekten alamıyorum kendimi. Yemyeşil bir vadi içindeki dik yamaçlara serpiştirilmiş evler sanki tutkalla yapıştırılmış gibi duruyor. Sis Dağı'nın zirvesinde yine sis var, adına yakışır bir halde.
    Sis Dağı'nın öteki yüzünden dönüşüm yine Eynesil'e oluyor. Artık son günüm ya da gecem demem lazım. Kaç yıl daha 'Odcu Haftası Şenlikleri'ne katılmak üzere geleceğimi düşünüyorum. Çepni Türkmenlerinin Orta Asya'dan getirdikleri şölenleri kaç kere daha yaşayacağım? Sis Dağı'nda benim çocukluğumda yaşadığım göçler artık olmasa da bu masalı seviyorum ve tekrar tekrar yaşamaktan büyük bir keyif duyuyorum. Sis Dağı'nın 'duman'la kaplı 2 bin 382 metre yüksekliğindeki Kayasis zirvesinde dolaşırken bir masal yaşadım. Elmamı aradım ve buldum..


    YAZI: SERVET SOMUNCUOĞLU / FOTOĞRAFLAR: AYTUNÇ AKAD / ATLAS


    Come as guests, stay as family

  2. #2
    Turk4lyfe kadymp - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    21.06.2005
    Yer
    [B]in ne onemi var :) cok uzaklardayim cok...[/B]
    Yaş
    26
    Mesajlar
    805
    Konular
    210
    bak hasimdi koyumu ozledim aglasam mi acap az

  3. #3
    Misafir
    Üyelik tarihi
    25.01.2007
    Mesajlar
    4
    Konular
    1
    Abicim yaptığım biraz ayıp değilmi Trabzon köylerinin obalarını nasıl giresunun dağı diye sahiplenirsin. Pazarlık hangi tarafta Trabzonun değil mi kardeşim. Bizimde evimiz var orda hemşerim ama Giresun ve Trabzın yazsan daha iyi olurdu.

  4. #4
    Zeytin&Limon
    Üyelik tarihi
    20.06.2005
    Yer
    Hyderabad / India
    Mesajlar
    9.887
    Konular
    233
    Haçan sen Rizede değilmiydin daa :D

  5. #5
    Fırtına tanrısı baal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    06.02.2007
    Yer
    rüzgarın geldiği
    Yaş
    34
    Mesajlar
    3.724
    Konular
    144
    daha neler var bu karadenizde inşllah turizm ciler oralarıda keşfedip mahvetmezler
    eline sağlık

  6. #6
    Banned NoMaD1978 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    31.10.2006
    Yer
    istanbul
    Yaş
    36
    Mesajlar
    985
    Konular
    239
    yeşil giresunum

  7. #7
    Moderatör sonsuzluğa - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    07.11.2006
    Yer
    Ayağın taşa mı çarptı, dön kalbine bak. ETTİN Mİ BULUYORSUN. KAÇARI YOK. ;)
    Mesajlar
    26.759
    Konular
    2160
    karadeniz çok güzel.

    ama o son resimde başım döndü.

    eline sağlık

  8. #8
    Altın Üye ŤêΧ⊠- ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    13.11.2005
    Yer
    Çanakkale (253 bin şehit adına)
    Mesajlar
    4.506
    Konular
    394
    sagolasın reactor ev arkadasım kuskoyluydü,ıslık nasıl konusuyolardı 4 sene kaldım yine de anlamadım yaw

  9. #9
    ♀ ♥ ♂ PaSaKLI - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    22.10.2005
    Yer
    Bana Bu SoruYu SorDuGun icin seni SaDeCe kInIyoRum..ahanda kINaDIm KIn KIn KIn :p
    Mesajlar
    5.780
    Konular
    315
    ya orda top oynuyolar cok tehlikeli digilmi :S
    __________________
    __________________

  10. #10
    Hα©ĸεя Gs_Hacker™ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    27.09.2006
    Yer
    ...
    Mesajlar
    2.682
    Konular
    53
    cocukları tutun yaw duscekler simdi

  11. #11
    Misafir the last_hsyn - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    29.12.2005
    Yer
    trabzon
    Yaş
    31
    Mesajlar
    6
    Konular
    0
    Kızmak yok valla dün sis manzarasına bakıp iki yudum çay içtim.Memleket ağasar doğancı köyü sis dağının tam karşısı... Bildiğiniz gibi hala karlı tepeleri...Yazın herkesi bekleriz..

  12. #12
    ƒσяєωєя ℓσνє™ _MAMİ_ - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    19.05.2006
    Yer
    192.168.2.1
    Yaş
    27
    Mesajlar
    1.376
    Konular
    36
    of of of hey gidi memleketim nasi özledum seni...

  13. #13
    Sadık Üye lazaslan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    23.08.2006
    Yer
    istanbulanadolu
    Yaş
    42
    Mesajlar
    2.501
    Konular
    44
    Emeğine sağlık reactor.
    Çok güzel bir paylaşım olmuş.
    Ben de Sis Dağı'nı görmüş biri olarak bizim yani Trabzon sınırları içinde sanıyordum.
    Giresun'la sınırda olduğunu bu yazıyla öğrendim.
    Gerçi nerde olduğu hiç farketmez.
    Çünkü doğu Karadeniz'in her tarafı bizdendir.
    Doğu karadenizin yaylalarının çoğunu gezmiş biri olarak kendimi çok şanslı sayarım.
    Bence dünyanın YEŞİL'e dair bütün güzellikleir sanki o yörede toplanmış.
    Abarttığımı düşünenler varsa gidip kendi gözleriyle görsünler derim ben.

    Yıllar önce bir kez biz de bir kez Sis Dağı'na çıkmıştık. Sanırım mart ayları filandı.
    Yanlış hatırlamıyorsam Beşikdüzü'ünden yukarı vurmuş ve taşlı bir yoldan 1,5 saatlik minibüs yolculuğuyla yaylaya varmıştık.
    Araba parkettiğinde ben başıma giren şiddetli ağrı yüzünden arka koltukta yığılıp kalmıştım.
    Normalde zaten çok sık başağrısı çekerim.
    Ama bu yaşıma geldim , hayatta çektiğim en şiddetli 3-5 başağrısından biri odur.
    Nedenini bana oksijen çarpması olarak açıkladılar.
    Zaten yarım saat kadar sonra kendiğinden geçti.
    Ama beynim yerinden çıkacak orada öleceğim sanmıştım.
    Bu da benim o yaylaya ait bir anımdır. Paylaşmak istedim.
    Bence Türkiye dünyanın en güzel ülkesi.
    Karadeniz de bunun güzel bir örneği.
    Fırsat bulabilirseniz mutlaka gidip görün.
    Neler kaçırdığınızı farkedeceksiniz....

  14. #14
    Altın Üye bim_28 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    08.08.2005
    Yer
    İyilik
    Yaş
    14
    Mesajlar
    5.213
    Konular
    363
    Alıntı cagrikiran Nickli Üyeden Alıntı
    Abicim yaptığım biraz ayıp değilmi Trabzon köylerinin obalarını nasıl giresunun dağı diye sahiplenirsin. Pazarlık hangi tarafta Trabzonun değil mi kardeşim. Bizimde evimiz var orda hemşerim ama Giresun ve Trabzın yazsan daha iyi olurdu.

    Ağasar'ın Balını (Oy Asiye Asiye)

    Giresun/Görele-Ömer Akpınar-Ömer Akpınar

    Ağasarın Balını (Da)
    Gel Salını Salını
    Adam Cebinde Daşır (Da)
    Senin Gibi Gelini
    Oğol Nazim'im Oğol

    Oy Asiye Asiye
    Tütün Goydum Kesiye
    Anan Seni Verecek De
    Bir Bağ Pirasiya
    (Bir Evlek Pirasiya)
    Oğol Nazim'im Oğol

    Sis Dağının Başları (Da)
    Kesme Kesme Daşları
    Adamı Öldürüyü
    Nazlı Yarin Gaşları
    Oğol Nazim'im Oğol

    Oy Asiye Asiye
    Tütün Goydum Kesiye
    Anan Seni Verecek De
    Bir Bağ Pirasiya
    (Bir Evlek Pirasiya)
    Oğol Nazim'im Oğol

    Sis Dağının Başları (Da)
    Küfür Küfür Esiyu
    Baban Bu Yıl Gurbanı (Da)
    Çifter Çifter Kesiyu
    Oğol Nazim'im Oğol

    Oy Asiye Asiye
    Tütün Goydum Kesiye
    Anan Seni Verecek De
    Bir Bağ Pirasiya
    (Bir Evlek Pirasiya)
    Oğol Nazim'im Oğol

    KAYNAK: [Misafirler Kayıt Olmadan Link Göremezler Kayıt İçin Tıklayın !]

    SİS DAĞI YAYLASI







    Giresun İli Görele İlçesinin sahile 40 km. mesafedeki en büyük dağı olan Aladağ�ın en yüksek tepesi Alimeydan (Sis) Dağı 2182 metre yüksekliktedir. Ağaç yetiştirme sınırı üzerinde çayırlar ve kır çiçekleri ile kaplı, çok geniş bir alana yayılmış küçük yaylalar topluluğundan meydana gelmiştir. Trabzon ve Giresun İlleri sınır bölgesinde yer alan bu yörede Temmuz başına kadar karlar erimez. Bu gruba dahil Sispazarı yaylası, Erikbeli Turizm Merkezinin 25 km. kadar kuzeybatısında yer alır. Sis Dağına Giresun-Eynesil yakınlarından sahilden içeri giren yaklaşık 40 km.lik köy yolu ile ulaşılabilir.

    Ham toprak yola sahip yaylaya sezonda vasıta bulmak mümkündür. Su ve elektriğin mevcut olduğu yaylada yaz aylarında bakkal ve kasap gibi hizmetler bulmak mümkünse de konaklama imkanı yoktur.

    Her yıl Temmuz ayının üçüncü Cumartesi günü yapılan �Sis Dağı Şenlikleri� yöredeki çok sayıda köy ve obadan gelenlerin katılmasıyla kutlanır.

    Sis Dağı Yaylasında Orman Bölge Müdürlüğünce tesis edilen 10 hektar alana sahip orman içi piknik alanı, günübirlik rekreasyona hizmet vermektedir. Sis Dağı �C Statüsünde Milli Park� olarak korunmaya alınmıştır.

    KAYNAK: GİRESUN VALİLİĞİ
    [Misafirler Kayıt Olmadan Link Göremezler Kayıt İçin Tıklayın !]

    Diğer Yaylalarımız

    KARAGÖL DAĞLARI VE YAYLALARI









    Karagöl Dağları; Dereli İlçesinin güneybatısında, Giresun-Ordu-Sivas İllerinin birleşme noktasına yakın bir konumda, Giresun�un en yüksek ikinci dağı konumunda 3107 metre yükseklikte bulunmaktadır. Karagöl Dağında bulunan; Karagöl Krater Gölü çevresindeki çayırlarla kaplı alanlar yörenin en meşhur yaylalarından birini oluştururlar. Dağın kuzeybatısında Ordu İli sınırına yakın olan bölgede Elmalı, Bozat Taşı ve İnboynu obalarıyla çevrili 3107 metrelik Karagöl tepesinin hemen altında bir buzul gölü olan Aygır Gölü bulunmaktadır. Doğuya doğru gittikçe dağdaki en büyük göl olan Karagöl Gölü ve bu gölün Aksu köyüne doğru inen vadisinde Bağırsak Gölü bulunmaktadır. Bağırsak Gölü�nün biraz altında ise Eğrikaya Obası yer alır. Karagöl Dağlarının en doğusunda bulunan 3040 metre yüksekliğindeki Kırklar tepesinin kuzey batı yamacında Camlı göl, doğu yamacında Sağrak Göl bulunur. Sağrak Göl�ün alt tarafındaki vadide ise Kanıağıl, Avşar, Yukarı Belen ve Aşağı Belen obaları yer alır. Yürüyüş sporuna çok elverişli olan Karagöl dağlarında yaz aylarında rehber eşliğinde yürüyüş yapılabilir.

    ÇAKRAK YAYLASI



    Giresun�a yaklaşık 80 km. uzaklıktaki Çakrak yaylasına Yağlıdere ve Kümbet yaylası üzerinden ulaşmak mümkündür. Çakrak merkezinde 3 kemer köprü, iki tarihi kilise kalıntısı, Çakrak yakınlarındaki Kırkharman Obasında sağlam bir kilise ile beş değirmen kalıntısı bulunmaktadır. Ayrıca Çıkrıkkapı Obası�nda 7 km uzunluğundaki �Hacı Abdullah Duvarı� görülmeye değerdir.

    PAŞAKONAĞI YAYLASI



    Denizden 1450 m. Yüksekliktedir. Yaylaya Bulancak İlçesi Kovanlık beldesinden ulaşılmaktadır. Paşakonağı yaylası sarı, mor ve beyaz açelyaları (orman gülleri) derin vadileri ve bu vadilerdeki şelaleleri ile ünlüdür. Yaylada konaklamak için buraya 5 km. uzaklıktaki Sarıalan Orman Tesislerinden yararlanılabilir. Tesisin bulunduğu geniş çayırda çadır kurmakta mümkündür. Yaylada gezilip görülebilecek doğal güzellikler Karasay Şelalesi, Geçilmez Vadisi, Çiğseli Gölü ve Kızılot Çayırıdır.

    MELİKLİ OBASI YAYLASI


    Kulakkaya�nın hemen yakınındaki Melikli Obası Yaylası, çevresi ladin ormanları ile çevrili, orman gülleri ve yabani açelyalarla bezenmiş çim sahaları ile güzel bir peyzaja sahiptir. Düşük vasıflı toprak yolu dağlardan küçük şelaleler yaparak inen derelerle kesilir.

    Yaylada günübirlik piknik için gerekli yiyecekler temin edilebileceği gibi, 2 km mesafedeki Yavuzkemal yerleşmesinde sağlık ve PTT hizmetleri de bulunmaktadır. Organize tesis bulunmayan yayladan günübirlik piknik amacıyla yararlanılmaktadır.

    ANASTOS YAYLASI

    Alucra İlçesinin güneydoğusunda yaklaşık 10 km. uzaklıkta bulunan yaylaya Kamışlı köyü üzerinden ulaşılmaktadır. Elektrik su ve telefona sahip yaylada yapraklı ve iğneli ağaçlardan oluşan kırma bitki örtüsü ilginç bir peyzaj sergiler. Yayla yolunun iyileştirilmesi ve düzenli piknik alanı tesisi ile yaylanın Alucra�ya daha iyi bir hizmet vermesi sağlanır.

    TAMDERE YAYLASI



    Kümbet ve Bektaş yaylalar grubu gibi, Tamdere yaylası da Dereli İlçesi sınırları içinde ve Giresun-Şebinkarahisar yolu üzerindedir. Asfalt devlet yolu ile ulaşılan Tamdere, Giresun�a yaklaşık 70 km. Şebinkarahisar�a ise 27 km. uzaklıktadır. Karayolu kenarında kalan muhafazalı bir vadi içerisinde bulunan yayla yerleşmesi, çiçeklerle bezeli çayırlarla kaplı tepelerle çevrilmiştir.

    Elektriği ve suyu bulunan yayla genellikle Şebinkarahisar yöresi halkı tarafından kullanılmaktadır.

    DİĞER YAYLALARIMIZ

    Bunların dışında Giresun�da daha bir çok mahalli yayla bulunmaktadır. Genelde hayvancılık ve diğer ekonomik faaliyetler için kullanılan yaylalardan yazın reaksiyon amacıyla da yararlanılmaktadır. Yukarıda saydığımız yaylalar haricinde diğer yaylalarımızın en fazla bilinenleri Bulancak Sanalan, Dereli Çağman ve Isırganlı, Alucra Çakrak, Güllüce, Tohumluk, Seydişıh, Aydın, Çamlı, Akyatak, Ağalıkkıranı yaylaları, Eynesil Panayır, Kanatdüzü, Tirebolu Kavraz, Ağaçbaşı, Espiye Çalal, Günlük, Karadoğa, Karaovacık, Şebinkarahisar Kınık, Eğribel, Başyayla ve Tutak yaylalarıdır.

    YAYLA ŞENLİKLERİNİN DOĞUŞU

    Yayla şenliklerinin temelinde Doğu Karadeniz Bölgesinde yaygın bir gelenek olan �OTÇU GÖÇÜ� yatmaktadır. Mısırların 20-30 cm. büyüdüğü zamanlarda aralarda sık biten kısımların araları 30-40 cm. açılacak şekilde sökülmesine �SIK KAZMA� dibindeki otların ikinci kez temizlenmesine ve fındık bahçelerindeki otların tırpan veya oraklar la biçilmesine de �OT BİÇME� denilmektedir.

    Bu işlerden iyice yorulan ve işleri biten cenikliler (köy ve şehirlerde oturanlar) yorgunluklarını atmak ve eğlenmek için temmuz ayı içinde yaylalara yaptıkları toplu gezi ve ziyaretlerine �OTÇU GÖÇÜ� denir. Zaman olara mısır otunun alınması ile fındık toplamaya başlama zamanı arasında kalan 15-20 günlük süredir. Genellikle Perşembe ve Cuma günü yaylaya götürülecek yiyecek ve giyecekler paketlenir, yola çıkılır. Geçmişin getirdiği örf-adet gereği yolculuk sırasında pınarbaşlarında oturulur. Yenilir � içilir türkü ve horanlar söylenir.

    Bu güzel geleneklerin kaybolmaya yüz tuttuğunun sezinlenmesi üzerine eski günlerin tekrar yaşanması amacıyla yayla şenlikleri düzenlenmeye başlanılmış ve büyük ilgi görmüştür.

    YAYLALARIMIZDAN ÇEŞİTLİ GÖRÜNTÜLER

    Gölyanı Yaylası



    Aymaç Yaylası


    (Her sene mutlaka ordayız )

    Eğriambar Yaylası



    Eğriambar Yaylası

    Bir zamanlar 56K modem ile 14.4 kbps ile eziyet çekiyorduk.

    Şimdi ise bu hız yetmiyor.

    http://www.speedtest.net/result/1054075649.png

  15. #15
    Lord Of The Game
    Üyelik tarihi
    21.04.2006
    Mesajlar
    8.758
    Konular
    943
    Şu Manzaraya Bak Yaw Mükemmel Bişey Ellerinize Sağlık react0r - bim_28

Konu Bilgileri

Users Browsing this Thread

Şu an 1 kullanıcı var. (0 üye ve 1 konuk)

Bu Konudaki Etiketler

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
Yukarı Çık
RSS RSS 2.0 XML MAP HTML
5651 sayılı yasaya göre forumumuzdaki mesajlardan doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. Şikayet Mailimiz. İçerik, Yer Sağlayıcı Bilgilerimiz.

Search Engine Optimization by vBSEO 3.6.1